İçeriğe geç

 Gönüllü Postası

GÖNÜLLÜ YAZILARI


Merhabalar! Ben Ayça... Soyadımı yazmaya gerek duymuyorum çünkü insanın kendini adı ve soyadıyla tanıtması belli bir resmiyetin göstergesi bence. Ama bizim birbirimizde resmiden çok samimi bir ortam hakim olduğundan adımın peşine olsa olsa bir “abla” sözcüğünü ekleyebilirim...
Ben, geçen senenin Şubat ayından beri Rahmanlar birimine geliyorum ve burası hakkında duygularımı yazmaya oturunca aklıma ilk olarak birimimizin yeni açıldığı günler geldi. O sıra gönüllüsüyle sorumlusuyla herkes inanılmaz bir telaş ve heyecan içindeydi. Sanırım bizi birbirimize bu denli yakınlaştıran da, daha o, en ilk zamanlarımızda gösterdiğimiz ortak çaba ve emek oldu...
Şimdi bakıyorum da aradan bir yıl bile geçmemiş, ama sanki biz yıllardır buradayız ve beraberiz! Bu kadar kısa sürede bu kadar yol katetmemiz ve hep beraber kurduğumuz bu sımsıcak ortam, gerçekten doğru yerde olduğum hissini veriyor bana. Yaklaşık dokuz aydır çocuklarla ve gönüllülerle biraradayım ve diyebilirim ki burada bulunmam, çoğu kimsenin düşündüğünün aksine, kesinlikle karşılıksız bir fedakarlık değil. Tam tersine, bazen verdiğimden fazlasını aldığım oluyor yaşadığım deneyimlerde...
Burayı seviyorum, burada çocuklara ayırdığımız en ufak zamanın bile onları nasıl mutlu ettiğini görmeyi seviyorum ve en önemlisi oluşturduğumuz bu kocaman aileyi seviyorum...

ÇOCUKLARIMIZLA ÇOK MUTLUYUZ

TEGV Rahmanlar
Aslı Abla ve Küçük Sanatçılar

Çocuk sevgisi ve toplumsal duyarlılık idi yaklaşık bir sene önce TEGV yollarına koyulmamın sebebi. Bir sabah evde oturmuş gazeteleri karıştırırken ‘Sürekli şikayet etmek yerine, ben kötü giden şeyleri düzeltmek adına ne yapıyorum?’ diye sordum kendime. Bir ülke için uzun vadede yapılabilecek en iyi yatırımın eğitim olduğu noktasından hareketle hem kendimi mutlu hissedebileceğim hem de bu ülke için ‘birey’ olarak bir şeyler yapabileceğim Eğitim Gönüllüleri Ordusu’nun bir parçası olan Semiha Şakir Rahmanlar Öğrenim Birimi’ne katıldım. İyi ki katılmışım...Bir seneden beri İngilizce derslerine girmekteyim birimde. Başlangıçta biraz endişeliydim: hem nasıl yaparım korkusu hem de çocuklarla anlaşamama korkusu. Çocuklar da en az benim kadar ürkekti başlangıçta. Çok konuşmuyorlar, soru sormuyorlar ve en önemlisi dokunmuyorlardı. Zamanla alıştık birbirimize ve bir de baktık arkadaş oluvermişiz! Artık her şeyi konuşabiliyorlar; çünkü dinleneceklerini biliyorlar. Artık dokunabiliyorlar; çünkü size güveniyorlar ve sizi seviyorlar ve bunu göstermenin en güzel yollarından birinin dokunmak olduğunun çok iyi farkındalar. Sokakta karşılaşınca dahi boynunuza sıkı sıkı sarılıyorlar ve öpüyorlar sizi. İşte o an bu vakıfa gelmekle ne kadar doğru bir iş yapmış olduğumun bilincine bir kez daha varıyorum. Bunları birimdeki arkadaşlarımla ve İnciAbla’yla paylaşıp her birimizin duygularının aynı görünce de ortak bir ülkü etrafında birleşmiş insanlarla bir arada olmaktan dolayı apayrı bir haz alıyorum.Çocuklarla olan o saf ilişkinin yanında beni besleyen bir başka şey var ki Rahmanlar’da; o da gönüllüler olarak kendi aramızda ve birim sorumlusu İnci Abla ile kurduğumuz o sıcacık ilişkiler. Biz sanki bir aile olduk burada. Sadece birime gelip etkinliklere girmenin ötesinde dışarıda buluşuyor, hayatı paylaşıyoruz. Uğrak mekanlarımızdan birisi Burgaz Adası. Neler yapıyoruz toplanınca? Hayatı paylaşıyoruz dedim ya; o hayatın büyük bir bölümünü yine çocuklar oluşturuyor. Tartışıyoruz onlara daha başka, daha yeni neler verebiliriz diye. Satır aralarında birbirimize dair olan küçük detayları paylaşıyoruz ki bu, her birimizin karşısındakileri tanımasına sonsuz katkıda bulunuyor. Demek istediğim öylesine dinamik bir ağ oluşturduk ki kendi aramızda, hem bireysel olarak bizleri hem de bir bütün olarak birimimizi ve vakıfın tümünü beslemekte sürekli.Eğitim gönüllüsü olmak bir ayrıcalıktır. Bunu hem kendi aramızdaki, hem çocuklarla aramızdaki paylaşımlarımızın özelliğinden, hem de katıldığımız eğitimlerde tanıştığımız diğer gönüllüler ile kurulan o sıcacık ilişkilerden anlayabiliyor insan. Ben, Özcan ve İnci Abla iki hafta önce İnsanım, Bireyim, Yurttaşım eğitimi için Biga’daydık. Orada kaldığımız üç gün boyunca hem eğitimden çok büyük zevk aldık ( İpek Hanım’a bir kez daha teşekkür etmeli değerli katkıları için) hem de değişik şehirlerden gelmiş gönüllüler olarak süper bir grup oluşturduk.Özetle şu ana kadar bir an bile ‘Keşke...’ diye bir cümle kurmadım vakıfla ve birimimle ilgili olarak. Her geçen gün verdiğim(verdiğimiz ) emeğin bana ve uzun vadede topluma çok çok büyük geri dönüşümleri olacağını fark ediyorum ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. İyi ki TEGV nin bir parçasıyım ve iyi ki Rahmanlar ‘ a gelip buradaki sıcacık gönüllüleri ve biricik İnci Abla’yı tanıdım.
Sinem ADAR

Çocukluğuna Geri Dönebilmek...
Kullandığım bu başlık, abartılmış gelebilir belki beni tanıyanlara. Çünkü henüz 19 yaşındayım; çocuğum hala kimilerine göre... Tam olarak hatırlayamadığım, nasıl yaşadığımı anlayamadığım çocukluk günlerim buraya her geldiğimde yeniden canlanıyor sanki... Orası neresi diye soranlara söyleyeyim hemen. Burası benim mutluluk kaynağım.... Eğitim Gönüllüleri Vakfı Rahmanlar Semiha Şakir Öğrenim Birimi. Ben de Zeynep Çakır, bahsetmiş olduğum bu birimde voleybol gönüllüsüyüm. 1983 İstanbul doğumluyum, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümü 2. sınıf öğrencisiyim.Bu vakfa gönüllü olmama neden olan 2 temel sebep vardı. Bunlardan birincisi biraz toplumsallıkla ilgili. Okuduğum bölüm gereği toplumu ve bunun temelinde yer alan bireyi inceliyorum. Toplumsal değişim ve dönüşümlerin ancak ve ancak yeni yetişen kuşaklarla gerçekleşebileceğine inanıyorum. Böyle bir değişmeyi ve gelişmeyi gerçekleştirebilecek bireylerin de tam donanımlı, yani eğitimli ve kültürlü olabilmeleri gerekmekte... Gözlemleyebildiğim kadarıyla vakfımız da ilköğretim çağındaki çocuklarımızı ilerinin iyi eğitimli bireyleri olarak topluma kazandırma misyonunu üstlenmiş durumda... Vakfa katılmamdaki diğer nedense tamamen kişisel. Hatırlayamadığım çocukluk yıllarımı tekrar yaşayabilme isteği... Benim yetiştiğim süre zarfında yararlanabileceğim çok fazla seçenek yoktu önümde. Oysa birimimizde çocuklarımıza sunulan imkanları görüyorum da, gerçekten “tekrar çocuk olabilsem demekten kendimi alamıyorum ve onlara çok imreniyorum.Bir kere bilgisayar ve internetin ne olduğunu, nasıl kullanıldığını öğreniyorlar. Küçücük elleri kalemin yanında ‘mouse’ lara da dokunabiliyor, İngilizce’nin sadece ‘Mr. and Mrs Brown’ dan ibaret olmadığını, oyunlarla şarkılarla iç içe olabileceğini; müzik derslerinde çalınması zorunlu olan flütün yanında gitarın da öğrenilince çok kolay çalınabileceğini ya da fotoğraf çekmenin inceliklerini öğrenebiliyorlar. Taksim ’e gidip İstiklal Caddesinde yürüyebiliyor, Balat’da kiliseleri, tarihi mekanları gezip görebiliyorlar; tango yapmayı öğreniyorlar... Ve en önemlisi sevmeyi, sevilmeyi, dostluğu, doğruyu, paylaşmayı öğretebilen, ileriki hayatlarında onlara yol gösterebilecek olan gönüllü abla ve ağabeylere sahipler... Kısaca, not ve ceza korkusu olmadan çok güzel vakit geçirebilecekleri bir okul burası... İşte ben de böyle bir kurum içinde elimden geldiği kadar bu küçücük yüreklere SEVGİ, küçücük beyinlere BİLGİ vermeye çalışıyorum. Küçücük ellerini tutarak onların yere sıkı sıkı basmalarına yardımcı olmak için çabalıyorum tıpkı diğer gönüllü arkadaşlarımın da yapmaya çalıştıkları gibi... Üstlendiğimiz görevleri de başarıyla yerine getirebiliyoruz sanırım çünkü bunu onların gülen gözlerinden, bizi sarılıp öperek ödüllendirmelerinden anlayabiliyorum...İşte Rahmanlar Semiha Şakir Eğitim Birimi böyle bir yer... Ne dersiniz gelip görülmeye ve yaşanılmaya değmez mi sizce de?
Zeynep ÇAKIR

MİNİBÜS CADDESİNE İNERKEN
TEGV Kartal Rahmanlar Semiha Şakir Öğrenim Birimi, o tarafları bilenler için söylüyorum; Kartal’da Bağdat Caddesi’nin namı diğer Minibüs Caddesi’nin yakınına düşer.Bu cadde üzerinden Rahmanlar’a gelenler Semiha Şakir Lisesi’nin bulunduğu köşede iner ve o köşenin ait olduğu sokaktan yaklaşık 25 metre yukarıya doğru çıkar.Bu 25 metre yürünürken kalp atışları hızlanmış, yüzdeki gülümseme belirginleşmiş, heyecan artmış, daha hızlı yürüyüp birime daha çabuk ulaşma isteği uyanmıştır. Ne zamanki sağdaki ilk sokağa dönersiniz ; o zaman “Artık geldim işte” dersiniz. Eğer kapıda konuşan ya da oynayan çocuklar var ise bir kısmının size doğru koşup sizi karşılama ihtimalleri çok yüksektir. O noktada artık yürümez koşarsınız. Kalbinizdeki heyecan çoşkuya ve sevince dönüşmüştür. Kapıdan içeriye girdiğinizde cıvıl cıvıl bir ortamla karşılaşırsınız. Kapıda ilk belirtilerini vermiş olan o enerji, içeride çok daha yüksek bir seviyededir.Bunun bir anda nasıl olduğunu anlamazsınız ama elinizin bir çocuğun saçlarında olduğunu farkedersiniz. Hatta bir bakmışsınız öbür eliniz de diğer bir çocuğun omzunda. O anda hissetmeseniz de, daha sonra düşündüğünüzde bir çocuğun sevgisini nasıl size aktarabileceğini anlarsınız. Birimdeki sınıflardan birine girersiniz. Bakışlar sizin üzerinize odaklanır. Belki yerinizde olmak isterler, belki daha erken gelemez miydiniz derler içlerinden, belki başlarından geçen bir olayı, sizin bilmenizi istedikleri bir özellerini size anlatmak isterler. Paylaşırsınız onlarla iki saat boyunca bilginizi ve sevginizi. Aslında orada öğrenci olan biraz da sizsinizdir. İkinci bir çocukluk yaşarsınız onlarla. İçinizde o hiç öldürmediğiniz çocuğun yaşadığını, yaşıyor olduğunu ve yaşayacağını hissedersiniz. Saate ilk bakmanız ve çocukların sabırsızlanması nedeniyle saate bakışınız arasında geçen sürenin iki saat olduğunu farkedersiniz. “Bu haftalık bu kadar” demek zorunda kalırsınız. Çocuklar çıkarken teşekkür etmeyi unutmazlar. Bu teşekkürün anlamını arttırmak için size sarılıp, yanağınıza bir öpücük konduruverirler bazen. En duygulu anlar bu anlardır çoğu zaman. Lambaları kapatırsınız. Sınıftan son ayrılan sizsinizdir. Sizin sınıfınızdaki çocuklar gibi, diğer sınıflardaki çocuklar da birimi boşaltmaya başlar. 5 dakika içinde birim sadece gönüllülerin olduğu bir yer konumundadır. Paylaşım bitmemiştir. Çocuklarla paylaştıklarınızı birbirinden değerli gönüllü arkadaşlarınızla paylaşırsınız. Bir İnci Ablanız vardır. Birimle ilgili her türlü düşüncenizi onla paylaşırısnız. Sadece çocuklar tarafından değil İnci Abla tarafından da sevildiğinizi hissedersiniz. Zamanın acımasızlığını farkedersiniz. Daha çok, daha çok zamanınız olsa da, daha çok, daha çok paylaşsam dersiniz.Malesef birimdeki günün sonuna gelinmiştir. Ayrılırken kapıdaki çocuklara bir kez daha rastlarsınız. Birimden ayrılmak istemeyen, oradan kopamayan çocuklardır onlar da.Yanlarından geçerken sevgi çemberi içinde gibisinizdir.O sokaktan sola döndüğünüzde birim artık görünmez bir pozisyonda kalmıştır.Tıpkı birim önünde oyun oynanayan çocuklar gibi. Kalbinizdeki heyecan artmıştır. Artmakla kalmamış, yanına mutluluk ve huzur gibi arkadaşlarını da çağırmıştır.Bir dahaki haftayı iple çektiğinizi hissettiğinizde minibüs caddesine inmiş olursunuz.
Özcan YÜKSEL

Bir şeyler yapmak...Mutluluk için...Bir şeyler yapmak sevgi için...Ufacık bir tebessüm için...Karşılıksız,samimi,içten.İşte bu duygularla geldim Eğitim Gönüllülerine.Ah keşke daha erken gelseydim.Gönüllü olmanın verdiği anlatılmaz mutluluğu daha önce yaşasaydım.Çocuklar...Hepsi ayrı bir dünya, eşsiz birer rüya gibilerKeşke o sıcacık kalpleri daha önce tanısaydım...İyi ve güzel olan her şey için var Eğitim GönüllüleriGüzel bir dünya umudu için var Eğitim GönüllüleriHem öğretmek hem de öğrenmek için var Eğitim Gönüllüleri...Bu bambaşka dünyayı herkesin tanıması,Bu sevgi dolu ışığı herkesin kalbinde hissetmesi dileğiyle...
Selin ORHUN

GÜNEŞ VE ADAM (Eğitim Gönüllülerinde Geçen Bir Yılın Öyküsü)
Günlerdir düşünmekteydi adam; neler yapabilirdi? Bu şehrin bir yerlerinde sevginin karşılıksız yaşandığı; çıkarsız, beklentisiz insanların, yüreklerini paylaştıkları bir yer olmalıydı mutlaka... Bir şeyler yapmalıydı adam, insanlar için bir şeyler yapmalıydı. Sonunda anlayabiliyordu yaptığı şeylerin neden onu tatmin etmediğini- paylaşmalıydı adam. Hem ne diyordu üstat bir şiirinde “Sen yakmazsan, ben yakamazsam, biz yakmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” Evet, bir yerlerde bir kıvılcım olmalıydı mutlaka.Günlerdir düşünmekteydi adam...Günlerdir aramaktaydı adam. İlişiverdi gözlerine bir yerlerde garip bir resim. Şekillendiremedi hissettiklerini adam, kazınıverdi beynine her zerresi resmin. Umutlandı adam, hani üstadın dediği gibi: “Güneş doğarken bir umut yok mu?” Vardı artık, umudu taşıyan güneşi bulmuştu adam.Günlerdir beklemekteydi adam. Bulduğu güneşten bir ışık beklemekteydi. Son kez baktı gökyüzüne adam, güneş gülümsemekteydi. Bir davetti dedi adam, gitti buldu güneşi. Hani üstadın dediği gibi: “Söz dostça, koku güzeldi.”
Artık içindeki güneş büyümekteydi.Günlerdir istemekteydi adam, güneşe kavuşabileceği günün gelmesini. Yaklaşmaktaydı zaman. Kapıdan içeri girdi adam. Beklemekteydi karşısında, hayalinde yarattığı onlarca insan. Değişmekteydi adam ve yüzlercesi idi umudun içine akan. Güneşi anlatıyordu parlak yüzlü bir bayan; işte dedi bu güneş, sizi kendine çağıran. Tereddüt bile etmedi adam, açtı kapısını yüreğinin. Devam etti anlatmaya parlak yüzlü bayan, “çocuklardır” dedi bu güneşin enerjisi. Sanki bulmuştu adam günlerce aradığı hazineyi. Umut doluydu içi hani üstadın dediği gibi: “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler...” Güzel günlerin başlangıcıydı soğuk bir martın sıcak on dördü...Günlerdir meraklanmaktaydı adam. Kimdi o herkese sevgi dağıtan melek yüzlü kadın, neden kendisine çekmekteydi her güzel şeyi? Bir anda sevivermişti adam melek yüzlü kadını bir anne gibi, onu seven yüzlercesi gibi. Hazinesini istedi ondan adam, almadan gitmeyecekti. Bir an önce çocuklara kavuşmaktı tek istediği. Hani üstadın dediği gibi: “Güneş doğarken ötüşürdü kuşlar.” Güneş doğmakta ve ötmekteydi adamın yüreğinde kuşlar.
Günlerdir sabırsızlanmaktaydı adam. Güzel günler için doğacaktı güneş. Bilinmezdi aslında yüreğinde havalanan kuşlar neler getirecekti ona. Korkuyordu da adam; ya onun aradığı şey değildiyse bu güneş. Hani üstadın dediği gibi: “ Ya umutlar biterseydi...” Hazırdı adam güneşin yüreğini ısıtmasına ve kavuşuverdi çocuklarına kaygılı bir martın umut dolu on altısında...Günlerdir gülümsemekteydi adam . Çünkü bulduğu güneş beklediğinden de parlak, beklediğinden de sıcaktı. Aydınlıktı artık dünyası, dokunabiliyordu güneşe. Paylaşabiliyordu yüreğini melek yüzlü kadınla ve diğer güneş tutkunlarıyla. Yepyeni bir dünyası vardı adamın artık; melek yüzlü bir annesi, güneş yürekli kardeşleri ve güzel günler hayal ettiği binlerce hazinesi!Evet üstadın dediği gibi: “Bu bir türkü:-toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü: - alev bir saç örgüsü! Kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meşale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben de söyledim o türküyü!
Şaban EMEKLİOĞLU

Dünyadaki hiçbir gerçek bir çocugun gözyaslarına degmez !

Ben aktif olarak bir aydır Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nda yer alan bir gönüllü olarak vakfa girişim ve buradaki ortam hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ben çocuklarla beraber olmaktan ve onlarla vakit geçirmekten çok fazla zevk alıyorum. Onları sadece seyretmek dahi bana çok büyük mutluluk veriyor. Her ne kadar, daha 25 yaşında da olsam, hayatın sorumluluklarla dolu koşuşturmacasına kapılıp gitmiş durumdayım. Bu sırada hayatın önemli ayrıntılarını ve yönlerini kaçırabiliyorum. İşte çocuklar, çocuklarımız; bizlere bu ayrıntıları yakalamamızda, birçok şeyi farketmemizde veya DAHA farkında olmamızda yardımcı olan en açık yollar.. Ve onların hepsi yarınlarımız için, bizler için, yaşam için kocaman umutlar.. Bütün bunlar onların önemini o kadar çok arttırıyor ki; kesinlikle onların gençliğe, yetişkin bir birey olmaya giden yollarında attıkları her adımda olabildiğince sorumlu olmamız ve en doğru yoldan, en sağlıklı şekilde geçmeleri için elimizden gelen her katkıyı yapmamız gerektiğini düşünüyorum.İşte bu nedenle çocuklar ve bu nedenle onların eğitimi.. Ve benim bu nedenle Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’ nda yer almam.. Ayrıca; vakfın bu amaç altında oldukça iyi kurumsallaşmış ve organize olmuş yapısının da beni etkilediğini özellikle belirtmek isterim.Şu an vakfın Semiha Şakir Öğrenim Birimi’nde gönüllü olarak yer almaktayım. Burada karşılaştığım ortamı anlatmak için kelimeler bulmakta oldukça zorlanacağım. Bulsam bile kesinlikle yetersiz kalacaktır. Hani “Anlatılmaz yaşanır.” derler ya öyle bir durum bendeki de..İlk aklıma gelen kelimeler; samimiyet ve sıcaklık..Burada çocuklar, gönüllüler ve birim sorumlumuz İnci Abla arasında öyle bir samimiyet, sevgi ve saygı oluşmuş ki bilemiyorum.. Yaşamımızdaki başka bir ilişkide bu yoğunluğu ve dengeyi bulmak oldukça zor sanırım. Hani insan ilk girdiği ortamlarda bir yabancılık hissine kapılır.. Burası bu hisse kapılmadığım ilk ve belki de tek olacak bir yer. Yani attığınız ilk adımdan itibaren bu yoğunluk sizi alıp içine çekiyor. Sadece ve sadece çocuklara birşeyler katmak, çalışmak, emek harcamak için yanıp tutuşur bir hale geliyorsunuz. Ve vakfın yapısı , İnci Ablamız bu tutkuya öyle güzel yön veriyor, öyle doğru kullanıyor ki bir fikrin, en ufak bir emeğin gözden kaçması veya en faydalı şekilde kullanılmaması mümkün olamaz hale geliyor. Ve bizler gelecekte bu çabaların karşılığını tahminimizden çok daha fazlasıyla aldığımızı şaşırarak göreceğiz. Burada yer alan her çocuğun gözlerinden bunu görmek o kadar kolay ki…Burası çocuklar için emek, samimiyet, sıcaklık, neşe...Kısaca güzel olan herşey..Vakıf sayesinde çocuklarımızın yarınları için bir parça da olsa emek harcamış olabilmek, çok büyük bir huzur ve mutluluk benim için..Keşke çok daha önceden buraya katılmış olsaydım.
Yasemin SOYSAL

Sizi anlatmak çok zor..
Gece saat 23’te başlayıp, ertesi sabah 05’e kadar bütün birimin badana yapılmasını mı, bordürlerin yapıştırılıp, temizliklerin yapılması; herşeyin saat 10’daki açılışa yetiştirilebilmesini mi..?
Her etkinlik sonrasında benim odamda toplanıp, etkinliklerinizde neler olduğunu en küçük detayına kadar anlatmanızdaki heyecanınızı mı?Etkinliklere girmeden evvel koştura koştura, aç susuz geldiğiniz zamanlarda bile gözlerinizdeki mutluluğu mu?Gittiğiniz eğitim sonrası, gecenin bir yarısında telefonuma yazdığınız “ İnci Abla cevap vermek zorunda değilsin; beni bu eğitime gönderdiğin için, bana bu fırsatı verdiğin, beni yüreklendirdiğin için sana çok teşekkür ederim, çok güzeldi” diye yazdığınız mesajlarınızı mı?
Kelimelerin yetmediği zamanlarda, içinizden taşanları anlatmak için yazdığınız sayfalar dolusu mektuplarınızı mı?Aramıza her yeni katılan arkadaşımızı sıcacık sevginizle kucakladığınızı mı?Arkadaşlarınızla yarışmayıp, onlarla birikimlerinizi paylaşmanızı mı; yardımlaşmanızdaki keyfinizi mi?Benim stresli olduğum zamanlardaki şarkı söylemenizi, birleşip çözüm üretmenizi mi?Burgaz ada gezilerimizdeki tam kadro anılarımızı mı?En son veri tabanındaki sabahlamalarınızı mı?
ANLATAYIM...Yaptığınız her şeyi büyük bir zevkle yaptığınız için, sizinle hep gurur ve onur duydum. Benim rüyalarımı gerçeğe dönüştürdüğünüz için, heyecanınız, umutlarınız, sıcacık sevginiz, emeğiniz için çok teşekkür ediyorum.
SİZLERİ SEVİYORUM!!
İNCİ ÇETİN

BEN DE BÜYÜYÜNCE EĞİTİM GÖNÜLÜLERİNDEN BİRİ OLACAĞIM !
Benim adım Dilara Görenli. Beşinci sınıfa gidiyorum. Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nda ikinci yılıma girmiş bulunuyorum. Bu yılki TEGV eğitim yılının başlamasını çok istiyordum. Neden biliyor musunuz? Çünkü ben Eğitim Gönülleri Vakfı’nda çok mutluyum. Her çocuk küçük bir oyunla veya arkadaşları ile oynamaktan mutlu olabilir. Eğitim Gönüllülerinin farkı burada. Eğlence, aktivite, ders, oyun, bilgi, paylaşım, yaklaşım, iletişim, hepsini birlikte burada yaşıyorum. Ben de bir gün Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nda görev alarak benim şu an yaşadıklarımı, gelecekteki çocuklara yaşatmak istiyorum. Ama bu gönüllü abla ve abilerimizin bu işlerinin hiç de kolay olmadığını tesadüf eseri öğrendim. Sizlerle bunu paylaşmak istiyorum. Dans dersimin olduğu bir gündü. İnci Abla ve diğer gönüllülerin birkaç günden beri eve gitmediklerini birimde sabaha kadar çalıştıklarını öğrenince çok şaşırmıştım. Ama şimdi onları anlayabiliyorum. Bir amaç uğruna nelerin başarıldığını gördüm, bende bu başarının bir parçası olmak istiyorum. Bir bütünün parçası olmayı öğreten Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na teşekkür ederim. Sevgilerimle
Dilara Görenli (5. sınıf)

 Gönüllü Postası

KONUK GÖNÜLLÜMÜZ

Bu bölümümüzde, her hafta farklı bir gönüllümüzü daha yakından tanıma fırsatı bulacağız.
İlk konuğumuz gönüllülerimizden ASLI ÖZBİLEN.

Doğum yeriniz ve tarihi : 19/06/1977 İstanbul
Öğrenim durumunuz : Koç Özel Lisesi’ni bitirdim ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema-Televizyon-Radyo Bölümü’nden mezun oldum.
Mesleğiniz : Reklam filmleri, uzun metraj sinema filmlerinde reji asistanlığı yapıyorum ve TRT Çoksesli Gençlik Korosu’nda sopranoyum.

Aileniz: Babam TRT İstanbul Radyosu’nda Türk Halk Müziği ses sanatçısı, aynı zamanda koro şefi. Annem ev hanımı. Ablam uluslararası kara taşımacılığı yapan bir şirkette ithalat yük operasyonları şefi. Ablamın eşi de doktor.

Hayat Felsefesiniz : Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen çocuktur; ona öğret.
Bilen ve bildiğini bilmeyen uykudadır; uyandır onu.
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen cahildir; ondan sakın.
Bilen ve bildiğini bilen liderdir; onu izle.
KONFÜÇYÜS

Gelecek Planınız : Gezebileceğim kadar çok ülke gezmek
Peki Şimdiye Kadar Gittiğiniz Ülkeler: İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Almanya, İsviçre, Finlandiya, Tayland, Singapur.

En Sevdiğiniz Özelliğiniz : İnsanlarla kolay iletişim kurabilme özelliğimi ve kocaman gülümsememi seviyorum.

En Sevmediğiniz Özelliğiniz : Sabırsızlığım.

Yaptığınız En Büyük Çılgınlık : Çocukken ‘halk konseri veriyorum’ diye balkon masasının üzerinde şarkılar söylerdim.

En sevdiğiniz spor : Yüzme
müzisyen : Çoook var. Aziza Mustafa Zadeh, Sting, Maria Callas...
yazar : Buket Uzuner, Attila İlhan...
şair : Özdemir Asaf, Bedri Rahmi, Cahit Sıtkı Tarancı...
yemek : Deniz ürünleri özellikle de lüfer
renk : Mavi
film : Züğürt Ağa, The Godfather, Pulp Fiction, Schindler's List, Taxi Driver, Amelie...

Kendinize alınmasını istediğiniz hediye : Bir kere Tema Vakfı’nın 9 Meşe kampanyası kapsamında, adıma dokuz meşe dikilmişti- bu çok hoşuma gitti.

TEGV’yi kimden duydunuz? : Koç’tan Ela Gür adlı bir arkadaşımdan.

Neden TEGV’de gönüllüsünüz? :
- Çünkü yaşadığım topluma bir katkım olsun istiyorum
- Çünkü çocukları çok seviyorum
- Çünkü kendimi tanımak istiyorum
- Çünkü paylaşmak ve paylaştıkça çoğalmak istiyorum
- Çünkü deneyim kazanmak istiyorum
- Çünkü yaratıcılığımı kullanmak istiyorum
- Çünkü geleceğe umutla bakmak istiyorum.
- Çünkü eğlenmek istiyorum.