İçeriğe geç

ETKİNLİKLERİMİZ

2003 Yılı
Ocak - Şubat

“ŞİİR ATÖLYESİ” VE “ SUNAY AKIN”
26 Kasım Salı günü “ Sunay Akın” Şiir Atölyemizin davetlisi olarak birimimizde çocuklarımızla buluştu. Çocuklarımıza yol gösterecek konuşmalarla söze başlayan Sunay Akın daha sonra tek tek onların şiirlerini dinleyerek, onlara ne kadar değerli olduklarını bir kez daha hissettirdi.

 Çocuklar ve Sunay Akın

Çocuklarımızdan ve gönüllülerimizden çok etkilenen Sunay Akın kendi isteğiyle birimimizin kayıtlı gönülleri arasında yer almaktadır.

YILBAŞI BALOSU
29 Aralık Pazar günü Koç Holding çalışanları Serpil Moğol, Serpil Özeren, Serpil Topaç, Elif Belbez, Oya Ertekin, Tülin Gülen, Semin Kızıltoprak, Funda Özcan ve Yönetim kurulu Başkanımız Sayın Cengiz Solakoğlu’nun bağışlarıyla birimimizde 70 çocuğumuza bir yılbaşı balosu düzenledik. Önce yeni yıl pastalarını yiyen çocuklarımız daha sonra Noel Baba’dan aldıkları hediyelerle çok mutlu oldular.

 Çocuklar

“ESPERANZA GEMİSİ”
29 Aralık Pazar günü 13 çocuğumuzdan oluşan bir çevre etkinliği grubumuz, Akdeniz’deki toksik atık kirliliğine dikkat çekmek üzere yola çıkan Greenpeace gemisi Esperanza’daki etkinliklere katıldılar. İstanbul genelinden 1000’i aşkın çocuğu ağırlayan Esperanza gemisinde çocuklarımız “ Akdeniz Fokları”, “Deniz Kirliliği” ve “Geri Dönüşüm” konularında sunumlar yaptılar.

 Çocuklar

“ÇİZMELİ KEDİ VE AK DEDE”
12 Ocak Pazar günü 100 çocuğumuzu “ Maltepe Yayla Sanat Merkezi” sponsorluğunda Yayla Sanat Merkezi’nde gösterilen “ Çizmeli Kedi ve Ak Dede” adlı oyuna götürdük Oyun sonunda sahneye çıkan ve oyuncularla tanışan çocuklarımız, tiyatro izlemenin keyfine vardılar.

 Çocuklar

“SUSTUKLARIMI BİRİKTİRDİM”
26 Ocak Pazar günü yine “Maltepe Yayla Sanat Merkezi” sponsorluğunda, gönüllülerimizle birlikte “ Serhat Özcan’ın” “ Sustuklarımı Biriktirdim” adlı oyununa davetliydik. Gönüllülerimiz hep birlikte eğlenceli bir günü paylaştılar.

“GÜNEŞİ GÜLDÜREN SOYTARI”
24 Ocak Cuma günü 90 çocuğumuzu “Mydonose Showland’e” “Güneşi Güldüren Soytarı” adlı çocuk oyununa götürdük. Çocuklarımız eğlenceli bir yolculuk sonunda tiyatro ile iç içe bir gün geçirdiler.

“GÖNÜLLÜ TOPLANTISI”
Her ay gelenek haline getirdiğimiz “ Gönüllü Toplantıları’nda” gönüllülerimiz çocuklar ilgili geri dönüşümlerini paylaşıyor, eksiklerini tartışıyor ve önümüzdeki ay için eylem planlarını oluşturuyor. Ve her toplantı mutlu bir fotoğrafla sona eriyor.

“ZİYARETÇİLERİMİZ”
Kartal Kaymakamımız Celal Bey
Bağışçımız Müesser Hanım
Kartal Halkevi Müdürü

“YENİLİKLERİMİZ”
Folklor etkinliğimiz başladı. Birimimizdeki 2. ve 3. sınıflar Artvin yöresi,
4. ve 5. sınıflar Van – Diyarbakır yöresi,
6. ve 7. sınıflar Zeybek oyunları öğrenmeye başladılar.


2002 Yılı

BURGAZ ADA GEZİLERİMİZ
Sabah güneş sıcaklığını yeni hissettirmeye başlarken Bostancı vapur iskelesinde başlayan bir gün... İnsanlar yavaş yavaş gelirler iskeleye, hafiften başlar muhabbet, gözler henüz gelmeyen gönüllülerde... Gelecek mi acaba gelmeyecek mi diye düşünürken bir bakmışsınız herkes orada. Biletler alınır, çıkılır yola, hedef Burgaz Ada.
İlk durak sahildeki çay bahçesidir; simitler alınır, çaylar söylenir. Koyulmaya başlamıştır muhabbet. Döner dolaşır çocuklara gelir konu. Herkes heyecanla etkinliklerindeki durumu anlatmaya başlar .
İkinci durak “Sait Faik Müzesidir.” Yavaşça çıkılır merdivenlerden. Tek tek incelenir bu güzel evin her bir yanı. Sıra ziyaretçi defterine birkaç satır iliştirmeye gelmiştir. Yazılır yürekten kopan sımsıcak birkaç cümle.
İstikamet Kalpazankaya. Yolu da yokuştur aslında ama hiç fark etmezsiniz dalmışınızdır etrafınızdaki insanlarla konuşmaya. Herkesin yüzünden neşesi kolayca okunabilir. Masalar birleştirilir, şöyle en manzaralı yerden güzel bir köşe seçilir yemekler beklenirken. Kimi zaman şarkılar söylenir, kimi zaman yepyeni fikirler üretilir.
Yemek biter, devam eder muhabbet. “Neler yapabiliriz, daha fazla neler yapabiliriz onlar için?” Budur konuşulan hep aslında sohbetlerde. Resimler çekilir, bu paylaşımın tadına doyamaz kimse.
Dönme saati yaklaşmıştır; herkesin güzel bir gün geçirdiği yüzünden kolayca anlaşılır. Nasıl geçtiği anlaşılmaz bu güzel günün. Yepyeni paylaşımlarla dolu bir güzel Burgaz Ada serüveni de böylece biter. Sonra kimi görseniz birimde “Bir daha ki gezi ne zaman der.?”
Şaban EMEKLİOĞLU

GENÇ GİRİŞİMCİLER EĞİTİMİ
Merhabalar...
Ben Melis Atabek ve arkadaşım Özcan Yüksel, 12 ve 13 Ekime rastgelen sıcak haftasonunda Kozyatağı’ ndaki Henkel firmasının toplantı salonunda Citibank, Eğitim Gönüllüleri (TEGV) ve Genç Başarı Eğitim Vakfı işbirliği ile gerçekleştirilen Genç Girişimciler Etkinliğinin eğitimine katıldık.14-17 yaş grubundaki çocukların ekonomik kavramları deneyerek öğrenmelerini amaçlayan bir proje olan Genç Girişimciler öğrencilerin girişim ve yönetim gibi kavramları, kendilerinin kurup yürüttükleri bir şirkette uygulamalı olarak öğrenme olanağını buldukları bir ekonomi ve işletmecilik laboratuarıdır.
Bu etkinlik TEGV ’in park veya birimlerinde 8 hafta sürer ve bu etkinlik çerçevesinde öğrenciler, gönüllü eğitmenleri ile birlikte, bir şirket kurup, kuruluş sermayesi oluşturup, şirket yöneticilerini seçip, hammaddeleri alıp ,bir ürün ya da hizmet geliştirip pazarladıktan sonra kar payı dağıtmakta ve bir defter tutarak hesapları tuttuktan sonra, hesapları kapatarak şirkete son vermektedir.
Bu program sayesinde vakfımızın amacı çocuklarımıza yeni ilişkiler ve referanslar kazandırmak, iş deneyimi ve beceri gelişimi sağlamak, liderlik becerisi kazandırmak, kendi becerileri ve yeteneklerini keşfetme olanağı sağlatmak, karar verebilme yetisi kazandırmaktır.
Genç Girişimciler etkinliğinin bu kısa tanıtımından sonra kısaca eğitim esnasında neler yapıldığından bahsedeyim. Eğitimin ilk günü tanışma, vakıf tanıtımı, dersin ve ders araç gereçlerinin tanıtımı, dersin amaç ve yöntemlerinin tanıtılmasıyla başladı. Daha sonra gönüllülerin grup oluşturması amacıyla bir ara verildi ve gönüllüler gruplarını oluşturduktan sonra, her grubun bir şirket kuracağı ve bu şirketlerin ikinci günün öğleden sonrasında sunumlarını yaparak ürünlerini satacağı duyuruldu. Bundan sonra hummalı bir çalışma başladı ve birbirinden yaratıcı fikirler ve ürünler, gruplar tarafından oluşturulmaya başlandı. Eğitimin ikinci gününe gelindiğinde gruplar çalışmalarına devam ettiler ve daha sonra da sunumlar başladı. Bizim grubumuz vişne ve soda karışımı olarak hazırlanacak olan VİSO ürününü üretmeye karar vermişti. Aynı zamanda içinde limon olan VİSOLİ de üretilecekti .Grupların sunumu fevkalade keyifliydi. Bir grup kültür sanat sektörüne yönelmişti. Bu grup kurulan şirketler arasında yapılan değerlendirmede de birinci oldu ve herkesin beğenisini topladı. Bizim grubumuz ise ikinci olmuştu. Eğitimin sonuna gelinmişti. Gönüllüler iletişimlerini koparmamak için birbirlerinden e-posta adresleri, telefonlar, adresler aldılar. Vakfımızın Türkiye’deki çok çeşitli park ve birimlerinden gelen 30 kadar gönüllü eğitimden yüzlerine yerleşmiş bir gülümsemeyle toplantı salonlarından ayrılıyordu.
Melis ATABEK

İNSANIM – BİREYİM – YURTTAŞIM EĞİTİMİ
17-18-19 Ekim tarihlerinde ‘İnsanım, Bireyim, Yurttaşım’ etkinliğinin eğitimini almak üzere İnci Abla, Özcan ve ben Biga yollarına düştük. Her birimiz eğitimi dört gözle bekliyor olduğumuzdan çok heyecanlı idik. Çaşamba akşamı saat on sularında otelimize vardık. Ertesi sabah güzel bir kahvaltının ardından eğitim başladı.
Türkiye’nin değişik yerlerinden gelmiş 26 gönüllü bir konferans salonunda toplanmış meraklı gözlerle İpek Hanım’ı (eğitimcilerimizden biri idi) dinliyorduk. Kısa bir tanışmadan sonra eğiticilerimiz iki ders sunumu yaptılar. Daha sonra bizleri gruplara ayırarak, takip eden günlerde sunumu yapılmak üzere her gruba ayrı bir konu verdiler. Sunumlara hazırlanma aşaması hepimiz için inanılmaz keyifliydi. Oturup saatlerce daha farklı neler yapılabilir diye düşündük, güldük, uykusuz kaldık... Hazırlanan sunumları seyretmek ise ayrı bir keyifti. Bu sunumlar sırasında hem etkinliğin formatına ilişkin bilgiler aldık hem de o güne kadar- belki de üzerinde hiç düşünmediğimiz konular hakkında beyin jimnastiği yaptık. Bu esnada ortaya çok şaşırtıcı ve ilginç tartışmalar da çıktı. Böylece olaylara farklı perspektiflerden bakma imkanını bulduk. Bu da, eğitimin verimini arttırdı.
Sohbetler eğitimle sınırlı kalmadı tabi ki; akşam yemeklerinde ve kahvaltılarda da devam etti. Gönüllüler olarak birbirimizi tanımaya çalıştık. Çocuklarla olan anılarımızı, birimlerimizi, parklarımızı paylaştık. Kısacası, üç günün her saniyesi dolu dolu geçti. Cumartesi akşamı eve geldiğimde üzerimde tatlı bir yorgunluk vardı ama çok mutluydum; hem doğru yerde doğru işler yapılmakta (yapmakta olduğumu) olduğunu görmekten hem de geleceğe umutla bakabilmekten...
Sinem ADAR


GEZİ- GÖZLEM ETKİNLİKLERİMİZ
I. HAFTA ;
HİPODROM : Sultanahmet bölgesinde şu anda Atmeydanı adındaki parkın bulunduğu boş alan. Hipodrom, yani Atmeydanı, Bizans döneminde bütün ayaklanmaların başladığı (Nika İsyanı), törenlerin, eğlencelerin ve oyunların yapıldığı, imparatorun halkına göründüğü ve onlara seslendiği yerdi. Hem Bizans, hem de Osmanlı dönemlerinde şehrin kalbi olmuştur. Hipodrom şu andaki zeminden yaklaşık 5m aşağıdadır.
AYASOFYA MÜZESİ: Sultanahmet bölgesinde bulunan Ayasofya Müzesi 3. Ayasofya’dır. 1. ve 2. Ayasofya halkın çıkardığı isyanlar sonucu yıkılınca öncekilerinin temelleri üstüne 3. Ayasofya I. Justinianus tarafından (527-565) dünyanın en büyük mabedlerinden biri olarak inşa edilmiş olup Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar anıtsal bir kilise olarak kullanılmıştı. Ancak Fatih daha sonra kiliseyi camiye çevirmiş, içerdeki mozaiklerin üstünü sıva ve sarı bir boyayla kapatmış ve kilisenin doğu köşesine bir mihrap yaptırmıştır. Ayasofya 1 Şubat 1953’te ise Atatürk’ün emri ile müzeye çevrilmiş olup o günden beri müze olarak kullanılmakta. Müzenin iç kısmı iki narteks (koridor) ve bir naostan (ana bölüm)oluşmakta. Narteksten naosa 9 kapı ile girilir. En önemli kapı ise ortadaki imparatorluk kapısıdır. Yanlardaki 8 kapı ise halkın kullanımı içindir. Ayasofya Roma mimarisinin son örneğidir ve Anadolu’daki eski Roma ve Yunan harabelerinden toplanan taşlar ve Marmara Adası’ndan getirilen mermer ile inşa edilmiştir. Ayasofya Müzesi şu anda turistlerin en çok ziyaret ettikleri yerler arasındadır.
YEREBATAN SARNICI : Sultanahmet’te bulunan bu eski su haznesi Bazilika Sarnıcı olarak da anılır. Sarnıc kayalık olan arazinin oyulması ile İmparator I. Justinianus (527-565) tarafından yapılmıştır.İçten 138x64,6 m ölçüsündedir.Her bir dizide 28 tane olmak üzere 12 sıra sütun tuğla kemerleri ve bunların desteklediği tonozları taşır. Toplamda 336 tane sütun bulunmaktadır. Sarnıç 1985-1988’de büyük ölçüde temizlenmiş, içerdeki su ve dipteki çamur birikintisi boşaltılmış, sarnıcın batı ucuna kadar uzanan bir iskele inşa edilmiştir.
MOZAİK MÜZESİ : Sultanahmet Külliyesinin arastasında, Büyük Saray mozaiklerinin teşhir edildiği müzedir. Arkeoloji Müzeleri’nin bir bölümü olarak 3 Aralık 1953’te açılmıştır. Büyük Saray moziklerinin yanısıra İstanbul ve çevresinde bulunan mozaikler de burada sergilenmiştir. Kireçtaşı, mermer küp, cam ve pişmiş toprak, kimilerini de değerli taşların oluşturduğu mozaiklerin büyük çoğunluğu 5-6. yy’lara tarihlendirilmiştir. Mozaiklerde günlük yaşantıdan alınmış kompozisyonlar, hayvan ve insan figürleri ve mitolojik öykülerden alınmış sahneler sergilenmektedir.

II. HAFTA ;
BEYOĞLU : Beyoğlu Tünel –Taksim arasında uzanan İstiklal Caddesi ve ona açılan dar sokakların belirlediği alandan oluşan bir semttir ve Pera olarak da anılır.Türkler tarafından kullanılan “Beyoğlu” adının, bir beyin oğlunun bölgedeki konağından kaynaklandığı ileri sürülür. 16. yy’ın ilk yarısında, içinde tek tük yapıların bulunduğu bağlık bahçelik bir alandı. Yüzyıl sonunda bölgede kurulan pek çok elçilik sayesinde çoğunlukla zengin azınlıkların yaşadığı bir bölge haline geldi. Daha çok ahşap yapıların bulunduğu bölgede 1839 yılında çıkan yangın sonunda azınlıklar tarafından Avrupa mimarisiyle inşa edilen taş yapılar çoğalmış ve Avrupa başkentlerinin küçük bir örneği haline gelmiştir. Avrupa yaşam tarzının sergilendiği Beyoğlu o dönemlerde, kış aylarında kalabalıklaşan ve her türden eğlencenin bulunduğu çok renkli bir bölgeydi. 20.yy’a kadar zengin azınlıkların yaşadığı bölge 20. yy içinde azınlık haklarının azaltılması nedeniyle Müslüman yerleşim yeri haline gelmiştir ve eski renkli halinden uzaklaşmıştır. 1980 sonrasında, semtte bir canlanma ve nostaljik yenilenmeler gözlenmiş ve İstiklal Caddesi, Tünel-Taksim arasında yeniden işletilmeye başlanan tramvayla da son 10 yıl öncesine göre çok daha nitelikli ve canlı bir görünüme kavuşmuştur.
ST. ANTUAN KİLİSESİ : İstiklal Caddesi’nde bulunan kilise bölgedeki en eski Katolik kiliselerindendir ve hala Hıristiyan Katolikler tarafından kullanılmaktadır.
YILDIZ SARAYI : 500.000m2 yüzölçümü olan bir bahçe ve koruluk içine yerleşmiş saraylar, köşkler, yönetim, koruma, servis yapıları ve parklar bütünüdür. Şu anda bölgede kalan yapıların çoğu (Büyük Mabeyin, Küçük Mabeyin, Harem, Yıldız Sarayı Müzesi, Silahhane, Limonlu Köşk, Yaveran Dairesi Binası, Çit Kasrı vb.) II. Abdülhamit dönemine aittir (1876-1909). Çok sayıda mimarın çalışması nedeniyle saraydaki yapılarda bir biçim ve üslup çeşitliliği görülmektedir. Ayrıca sarayın içinde padişah ve hareminin kullandığı yapıların çevresinde küçük göller ve akarsuların oluşturduğu bir Hasbahçe vardır. Saraya farklı sınıflardan insanların kullanması için beş kapıdan giriş sağlanır.

III. HAFTA ;
ORTAKÖY

 Çocuklar ve Dolmabahçe Sarayı

DOLMABAHÇE SARAYI : Sultan Abdülmecit tahta çıktığında (1839-1860), batılılaşmanın etkisindeki yeni düzeni simgeleyecek yeni bir saray yaptırmak düşüncesiyle ahşap Beşiktaş Sahilsarayı’nı yıktırdı ve Dolmabahçe Sarayı’nı inşa ettirdi.1856’da açılan saray önceleri Kabataş’tan Beşiktaş’a uzanan 64*120 m2 ‘lik bir alan içinde yer alıyordu. Saray sınırları içinde ana yapı, cami, tiyatro, harem, hasbahçe, saat kulesi ve devlet işlerinin yürütüldüğü daireler bulunurdu. 1920’lerden sonra sarayın başta tiyatro olmak üzere birçok kısmı; kullanılmaması, bakım yapılmaması, deprem ve yangınlardan zarar görmesi nedeniyle ortadan kalkmıştır. Dolmabahçe Sarayı’nın ana yapısı Selamlık, kadınların ve cariyelerin kaldığı Haremlik, Muayede Salonu ve Veliaht Daireleri’nden oluşur. Saray bodrumla birlikte 3 kat olup, 285 odası ve 46 salonu vardır. Beden duvarları taştan, iç duvarlar tuğladan, döşemeleri ahşaptandır. Atatürk hastalığının son üç aylık döneminde Dolmabahçe Sarayı’nda kalmış ve bir sabah saat 09:05’de sarayda hayata gözlerini yummuştur.
IV. HAFTA ;
FENER RUM ORTODOKS PATRİKHANESİ : Fener bölgesinde bulunan patrikhane son 400 yıldır bugün bulunduğu yerdedir ve Patrikhane kilisesi olan Aya Yorgi Kilisesi ile birlikte bir binalar bütünüdür: kilise, kütüphane, patriklik yapısı, hizmet yapıları gibi. Patrikhane yönetsel olarak İstanbul ile sınırlı olmakla birlikte, nitelik olarak evrensel bir özellik taşır. Patrik cihan patriğidir ve tüm Ortodoks patrikleri eşit olmakla birlikte, Fener Patriği eşitler arasında birinci sıradadır. Patrik kutsal sinod meclisi tarafından seçilir, İstanbul valiliğince onaylanır. Patrikhane’nin dini yapısını, kilisesini oluşturan Aya Yorgi kilisesinde bazı kutsal emanetler saklanmaktadır. İsa’nın gerildiği ve dövüldüğü sütuna ilişkin bir çivi, değerli ikonlar, azize gömütleri gibi.
 Patrikhane
Fener Rum - Ortodoks Patrikhanesi’nde Gezi- Gözlem grubumuz

MOĞOL MARİYA KİLİSESİ : Fener’in üst bölgesinde bulunan Meryem Ana kilisesi olarak da bilinen kilisedir. En önemli özelliği 1453’den beri kilise olarak kullanılan tek orjinal yapı olmasıdır. Kilise Tanrı’nın annesine, yani Meryem Ana’ya danmıştır. Fatih Moğol Mariya Kilisesi’ne ferman vererek varlığını kilise olarak sürdürmesini sağlamıştır. Fetih sırasında en zorlu çatışmalar Fener bölgesinde ve bu kilise etrafında gerçekleştiği için Kilise Kanlı Kilise olarak da bilinir.
BULGAR KİLİSESİ – AZİZ STEFAN KİLİSESİ : Bulgar Kilisesi 19. yy sonunda Haliç’te yerini alan taşınabilir, prefabrik demir bir yapıdır. Bir anlamda Bulgarların ulusallığını ve Rum Ortodoks Patrikhanesi’nden bağımsızlığının bir simgesidir. Kilise Aziz Stefan’a adanmıştır. Stefan Havarilerden sonra Hristiyanlığı kabul eden ilk kişidir. Hristiyanlığı kabul etmesi ve bu dini yaymaya çalışması nedeniyle Kudüs din mahkemesince Musa’ya küfür ettiği gerekçesiyle ölüme mahkum edilir. İlk din kurbanı olan Stefan taşlanarak öldürülür. Kilisede sol elinde bir taş ile resmedilmiştir.

Bu gezimizde bizlerle değerli bilgilerini paylaşan,
Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim görevlisi Sayın Şükrü YARCAN’a sonsuz teşekkürler...;


ŞİİR ATÖLYESİ

Sizlerle paylaşmak istediğim etkinliğimizin adı “ Şiir Atölyesi.” Bizler şiir atölyesinde içimizden kopup gelen duyguları kağıda döküyor sonra da onları içimizden gelen seslerle birleştirerek yorumluyoruz. Her hafta bir şairi tanıyor, onun birkaç şiirini yorumlamaya çalışıyoruz. Etkinliğin en heyecan verici yanı çocukların kendi şiirlerini okumaya başladıkları an. Hani bir şiiri en güzel yorumlayan o şiiri yazandır ya gerçekten de öyle. Onlar o şiiri hangi duygularla yazdılarsa, okurken emin olun aynı duyguları yaşıyorlar. Bir sınıf düşünün, bir köşesinde bir çocuk kendinden geçmişçesine bir şiir okurken diğer tarafta onlarca çocuk ellerinde kağıt – kalem, kimi sıranın üstünde kimi yerde oturarak o an hissettiklerini kağıda döküyor. İşte” anı yaşamak” dedikleri bu olsa gerek. Bu etkinlik çerçevesinde bizler bir şiir atölyesi defteri oluşturmaktayız. Her hafta herkes bu deftere bir şiir ekliyor ve hazinemiz gün geçtikçe artıyor. Bu şiirleri sizlere 16 haftanın sonunda paylaşacağız. Şimdilik iki örnek..
Şaban EMEKLİOĞLU

Şiirler ;

Bir çiçek tanıyorum
Yaprakları dökülmüş
Sararmış, solmuş bir çiçek
Ayakta duracak gücü kalmamış
Sabahı zor geçirecek

Gün olmuş ağlamış, gün olmuş yalvarmış
Bir damla mutluluğa hasret kalmış
Ben birini tanıyorum, bir çiçek
Boynunu bükmüş, birazdan ölecek
( MERVE - 5. Sınıf )

Ah, düşündünmü hiç ?
Düşündünmü söyle
Söyle de bilsin herkes
Söyle, söyle

Söylesene be kadın
Söylesene bilsin herkes aşkımızı
Söyle, söyle
( EMRECAN - 4. Sınıf )


DUVAR GAZETESİ
Duvar Gazetesi etkinliğini açmamızdaki amaç; çocuklarımızın duygularını, anılarını, şiirlerini, resimlerini... paylaşabilmelerini sağlamak. Çocuklarımızı, birimimizi, gönüllülerimizi, kısacası birbirimizi daha yakından tanımak..
Her ay güncelleyeceğimiz gazetemiz, birimimizdeki tüm çocuklarımızın katılımına açık. Bunun için ofisimize bir “Duvar Gazetesi Yazıları Kutusu” koyduk. Bizler çekirdek kadro olarak yazıların seçilmesi, düzenlenmesi ve panomuzun oluşması için çalışmaktayız.
Bu çok keyifli aynı zamanda da çok öğretici bir süreç.. Minik editörlerimiz, minik muhabirlerimiz, minik tasarımcılarımız iş başında!!!
Her ay yeni sayımızla karşınızdayız ; bizi takip edin!
Aslı ÖZBİLEN


ÇEVRE BİLİNCİ

YAŞAMI SEYREDENLERDEN DEĞİL, ONU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞANLARDAN OLUN !
· Etrafınızda çevreyi kirleten, yere tüküren, ortak kullanım araçlarına zarar veren, gürültü yapan, yeşili tahrip eden birini gördüğünüzde uyarın.
· Suyu ve elektriği boşa harcamayın.
· Her yıl mutlaka ağaç dikin.
· Kağıtları çöpe atmayın; geri dönüşüme önem verin.
· Etrafınızda gördüğünüz olumsuzluklar için tepkide bulunmaktan; isteklerinizi yetkili kişi ve kurumlara iletmekten çekinmeyin.

TÜRKİYE ÇÖL OLUYOR
“Duyarsızlık ve yetersiz bilgi, erozyonun yarattığı felaketi görmezden gelmemize neden oluyor.”
Her yıl kaybedilen toprak miktarı 20 milyon kamyon; bir başka deyişle Kocaeli ilinin yüzeyini 20 cm, Kıbrıs adasının yüzeyini ise 10 cm kaplayacak kadardır.
Kaybedilen toprakların yeniden oluşması için ON BİN YIL geçmesi gerekmektedir

EROZYONUN KORKUTUCU ZARARLARI
· Toprağın su depolama kabiliyeti azalıyor.
· Yeşil örtü eriyor, ormanlar, meralar daralıyor, verimsizleşiyor.
Tarım alanları daralıyor.
İklim olumsuz olarak değişiyor.
Ekolojik dengeler bozuluyor.
Canlı varlıklar yok oluyor ve sonuç olarak ülkemiz çölleşiyor.
· Milli ekonomimiz her yıl, milli savunmaya ayrılan değer kadar kayba uğruyor.
· Barajlarımızın toprakla dolması (barajlarımız her gün 500 kamyonun taşıyacağı toprakla doluyor.) milli ekonomimiz için büyük kayıplar anlamına geliyor.